Uzun bir süredir Gümülcine Kroniği yazmadığım için –çok da kolay bir yaz değildi– yazma fikri sürekli aklıma geliyordu ancak bir türlü doğru düzgün bir şeyler yazabilecek bir ruh halinde bulamıyordum kendimi. 20 Ağustos günü aşağıdaki satırları kaleme aldım. Üç paragraf yazınca devamını yazmayı ertesi güne erteledim. Ne de olsa bir sonraki gün farklı olmayacak, önceki güne benzeyecekti. Her zamanki gibi öyle olur sanmıştım. Ancak öyle olmadı, yaşadığım bölgenin başına gelebilecek en kötü felaketlerden biri gerçekleşti ve felaketin başlangıç noktası anneannem ve dedemin yaşadığı köy olan Çepelli’ydi. Berbat bir orman yangını Çepelli yakınlarında çıkıp Çepelli’nin batısına doğru yayıldı. Poyrazın etkisiyle batıya ilerleyen alevlerin Çepelli’ye pek bir zararı dokunmadı ama dokunabilirdi. Bütün köy yanabilirdi. Endişesi yetti de arttı. Zor günlerdi, hâlâ bölgenin bazı yerlerinde yangınlar var.
Yazdıklarım birkaç satır bile olsa çöpe atmak istemedim. Yazılarımı çöpe atmayı sevmem. Eskiden, mükemmeliyetçi olduğum zamanlar bunu sık sık yapardım. 20 Ağustos günü yazdıklarımı paylaşmak istedim.
Gümülcine Kronikleri II
Oldukça sıcak bir gün. Masamın başında oturmuş Felix Mendelssohn’un muazzam Mi minör Keman Konçertosu’nu dinleyerek yazıyorum. Verimsiz geçen kavurucu yaz günlerinin sona ermesini bekliyor, pek sevemediğim bu mevsimin olumsuz etkilerinden bir an önce kurtulmayı umut ediyorum.
Sıcaklık
Bugünlerde, yaklaşık bir buçuk aydır sıcaklarla boğuşmaktan doğru düzgün bir iki satır bile yazamadım. Yazmayı geçtim, doğru düzgün bir şey okuyamadım bile.
Oldum olası yaz mevsiminin sevmemişimdir. Okul yıllarında biraz severdim, yalan yok. Sevmemin tek nedeni tatil olmasıydı. Liseden mezun olalı iki yıl olduğuna göre artık yazın benim için hiçbir ayrıcalığı kalmadı. Ne de olsa sevdiğim bir alanda açıktan lisans öğrenimi görüyorum. Yılda dört kez sınav var. Konu tarih olunca uzun metinler su gibi akıp gidiyor, o cephede her şey yolunda.
Hep diyordum, “yaşadığım yerin iklimi bana göre değil” diye. Yanlış coğrafyada doğmuşum. Ellinci enlemin kuzeyinde doğmam gerekirken bu enlemin dokuz derece güneyinde doğdum. Geçen yılın sonlarında etnik DNA testi sonuçlarımı görünce yanlış yerde doğduğuma kesin olarak kanaat getirdim. Bu denli Antik Kuzey Avrasyalı (İng. Ancient North Eurasian) geni Akdeniz ikliminin etkisinin yoğun yaşandığı bir coğrafyaya kolay kolay uyum sağlayamaz.
Bizans’ın Dedikoduları
Burada, okumakta olduğum, Prokopios’un Gizli Tarih’inden söz edecektim, başlığı atıp bırakmıştım. Bir sonraki yazıda artık.