Uzun süredir yazı yazmıyorum, daha doğrusu yazamıyorum. Türkiye’deki seçim gündemini takip etmek başka bir meşgalem olmasına müsaade etmedi. Siyasi tartışma programları, Mevzular Açık Mikrofon bölümleri, sosyal medya, anketler ve ana haber bültenleri bir ayımı işgal etti. Ama sonuç ne oldu? Hüsran.
Seçim süreciyle ilgili söylenecek çok şey var. Seçimin kaybedilmesi bir yıldır savunduğum tezlerin haklı çıkmasına neden oldu ama haklı çıkmak gibi bir isteğim yoktu.
Seçim sonucu iki şeyi gösterdi: Birincisi, muhalefet etmeyi beceremeyen CHP yıkılmadan değişim olmaz. İkincisi, kitlelerin cahilliği ve adanmışlığını fazla hafife alıyoruz.
İkincisi, bildiğimiz ve ayrıca uzun uzun değinilmesi gereken bir sorun. Türk toplumunun en büyük sorunu demek yanlış olmaz. Birincisine ise yılmadan değinmek gerek. Bunları, Kılıçdaroğlu ve faydasız avanesine sürekli hatırlatmak gerek.
CHP yıkılmalı ve gerçek muhalefetin önü açılmalı. Her şey bu tezi doğruluyor. CHP’nin yaptığı kabul edilemez hatalar, Kılıçdaroğlu’nun hâlâ yüzsüzce ve pişkince sırıtıyor oluşu ve onun hâlâ genel başkanlık koltuğunu işgal ediyor oluşunu destekleyen yancılarının sorumsuzlukları bu tezi doğruluyor.
Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olması halinde seçimi kazanamayacağı belliydi. CHP’nin içindeki zararlı bir klik ve Türk düşmanı ayrılıkçıların partisinin gerek yöneticileri gerek tabanının dayatmasıyla Kılıçdaroğlu zorla aday yapıldı. Seçimi kazanma olasılığı yüksek olan Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş’ın adaylığını istediği ve baştan Kılıçdaroğlu’nun adaylığını kabul etmediği için İyi Parti genel başkanı Meral Akşener adeta linç edildi. Siyasetten zerre anlamayan bir takım sözde “aydın” muhalifler Akşener’e demediğini bırakmadı.
“Piro”, “demokrat dede”, “dede” dedikleri Kılıçdaroğlu aday olsun diye yırtınan CHP içine sızmış “Dersim”ci çete, ihanetçi etnik ayrılıkçılar, art niyetli sol liberaller, siyaset cahili sosyalistler ve bilumum zararlı cemiyet mensupları Türkiye’nin kaderiyle oynadı. Bu kesimler susturulmadıkça değişim olmayacağı da aşikâr.
Seçimi kazanmamak için mi uğraştılar yoksa gerçekten Kılıçdaroğlu’nun kazanacak aday olduğunu sanacak kadar saf mıydılar merak konusu… Ama artık bunun hiçbir önemi. Seçim hüsranla sonuçlandı… Sonuç belli.
Ve hüsrandan sonra neredeyse herkes büyük bir pısırıklıkla olan biteni kabullendi. Diyor ya bugünkü sol liberal ve “muhafazakâr liberal”lerin atalarının kurşunlarıyla can veren Mahmut Şevket Paşa; “bizde hamiyyet yok mu?”, yok. Ne yazık ki olmadığını bu seçim ve sonrasında öğrendik. Akıl da yok “hamiyyet” de yok. Akıllı ve “hamiyyet”li olanların da genellikle sesi çıkmıyor, çıksa da dinlenmiyor.
Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si boşuna mı? Bursa Nutku boşuna mı? Görünüşe göre boşuna. Atatürk, Türk gençliğinin bu denli korkak ve pısırık olabileceği olasılığını düşünememiş, daha doğrusu düşünmek istememiş. Ne diyeyim, yazıklar olsun. Herkese, her şeye yazıklar olsun.
Büyük bir kaosun içindeyiz. Ne olacak belli değil. Bu kaosa katkısı ve yararı olan herkese ve her şeye yazıklar olsun.