Gümülcine Kronikleri #4: Savaş

/

“21. yüzyılda pandemi mi olur, olsa da çok kısa bir sürede kontrol altına alınır” diyordum. İki yıldan beri COVID-19 pandemisiyle yaşıyoruz. Rusya-Ukrayna krizi için de 21. yüzyılda Avrupa’da savaş mı olur” diyordum; çok gerekliymiş gibi o da oldu…

Epeydir Gümülcine Kroniği yazmıyordum, son günlerde yazmaya niyetlenmiştim… Bir şeyler yazdım ama 24 Şubat’ın sabah saatlerinde her şey değişti. Yeniden yazmaya karar verdim. Hemen kuzeyimizde savaş olurken başka bir konuya değinmek olmaz.

Bu Savaş Cinayettir

Atatürk’ün meşhur bir sözü vardır: “Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir”… Bu söz bu savaşı tarif ediyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması dünyanın gözü önünde işlenen bir cinayet…

Rusya çok güçlü bir devlet… Rus halkının varlığı tehdit altında mı? Kesinlikle hayır. Ama şu anda Rus ordusu masum Ukraynalıların başına bombalar yağdırıyor.

Rusya’nın Doğu Ukrayna’yı ilhak edeceği çoktandır dillendiriliyordu. Yalnızca bu bölgenin ilhak edileceği bir senaryoda 2014’teki Kırım ilhakı sürecine benzer bir süreç yaşanır, kısa sürede de gündem değişirdi. Açıkçası Rusya’nın Ukrayna’nın tamamını işgale kalkışacağını söylenmesine rağmen– öngöremedim. Eminim ki Rusya’nın 24 Şubat’ın erken saatlerinde gerçekleştirdiği korkunç eylem birçok kişiyi şaşırtmıştır.

Az önce belirttiğim gibi, işgal –ya da ilhak artık her neyse– Donbass’la sınırlı kalsaydı, süreç çok farklı bir biçimde ilerlerdi. Zaten Ukrayna hükümeti bile Donbass’ı gözden çıkarmış görünüyordu. Ama Rus hükümeti Donbass’la yetinmeyip koskoca ülkeyi işgal etmeye başladı. 21. yüzyılda, Avrupa’da bir ülkenin tümüyle işgal edilmesi akıl alır şey değil.

Donetsk ve Luhansk (Rusçada Lugansk) Rusya tarafından ilhak edilseydi buna fazla tepki vermek de abartı olurdu. Sonuçta bu iki bölgenin halkının büyük çoğunluğu kendini etnik Rus olarak addediyor (Rus ve Ukrayin/Ukraynalı kimlikleri birbirinin içine geçmiş durumdadır) ve Rusya’ya dâhil olmak istiyordu. Bu pekâlâ diplomasiyle de çözülebilecek bir durumdu.

Ama koskoca bir ülkeyi işgal etmek… Yerlilerinin çoğunun bunu asla kabullenmeyeceğini bile bile… Masum halkın kafasına bomba yağdırmak… Bu bir cinayettir.

İşgali Haklı Göstermeye Çalışmak

Özellikle Türkiye’de bazı “aydın” ve “ilerici” geçinen kimselerin Rusya’nın bu korkunç hareketini sanki kendi hayatları Kremlin’e bağlıymış gibi canhıraş bir biçimde haklı göstermeye çalışanları, böylesine bir saldırıyı bile savunan “anti-emperyalistleri” (!) hayretler içinde izledim.

“NATO’ya karşı kim olursa olsun savunurum” kafasında bu insanların bu ahmakça tutumu kabul edilecek türden bir tutum değil. Sorsanız NATO’ya neden karşılar, “anti-emperyalist” oldukları için… Peki, madem emperyalizme karşılar, Rus hükümetinin işgalci ve yayılmacı tutumuna da karşı olmaları gerekmiyor mu? Yok canım, ne münasebet; onlar bir kere NATO’nun doğuya falan filan… Bu nasıl bir ikiyüzlülük… Bunun iki açıklaması var, ya son tüketim tarihi çoktan geçmiş olan ideolojilerinden aşırı doz almışlar ya da ceplerine Kremlin’den hortum bağlatmışlar, ruble akışı gerçekleşiyor.

Dünyadaki gelişmeleri belli bir dogmayla –bu ister Marksizm olsun ister liberalizm olsun, ister başka bir şey– bakanların dünyaya at gözlüğüyle baktıklarını hep söylerim. Bu işgal savunucularının sefaleti de bunun bariz bir örneği.

Stratejik Salaklık

Devletlerarası ilişkilerin çıkar ilişkilerini olduğunu biliyoruz. Bilmiyor muydunuz? Günaydın o zaman. Her neyse; bazı durumlarda asıl meselenin haksızlık-haklılıktan öte çıkara uygunluk olması kabul edilebilir bir şey. Zaten çoğu zaman kimsenin kim haklı, kim haksız diye pek taktığı da yok. Çıkar uyuşursa her yer güllük gülistanlık… Ama kimin haklı kimin haksız olduğuna da az da olsa dikkat etmek gerekir. Çünkü aksi takdirde her türlü canavarlığa kapı açılabilir. Bu durumda açıkça Ukrayna haklı. Ukrayna çıkıp Rusya’ya saldırmadı, Rusya saldırdı. Elbette Ukrayna burada yerden göğe haklı… NATO da bu durumda haklının yanında…

Sözü nereye getireceğim: “Türkiye NATO’dan çıksın” diye 1970’li yıllarda sokak arasında slogan atar gibi siyaset yapmaya çalışan stratejik salaklara… Salak terimini özellikle seçmedim, hakaret amacım da yok. Ama buraya en iyi uyan sözcük bu…

NATO sütten çıkmış ak kaşık mı? Kesinlikle hayır. Ama bu durumda önemli olan çıkar değil mi? Bu gibi kriz durumlarında ve hatta daha normal dönemlerde –ama özellikle bu gibi kriz durumlarında– önemli olan çıkarları korumak ve denge sağlamak. Evet denge. Dengeyi korumak her anlamda çok önemlidir. “Dengesiz” sözcüğünü ne anlamda kullandığımız da malum. 

Dengeyi korumak öyle ideolojik söylemlerle, slogan atmalarla olmaz, olamaz. Yok öyle bir dünya.

Olaya Türkiye’nin çıkarları açısından bakarsak NATO’da bulunmanın oldukça güvenli ve gerekli olduğunu aklını kiraya vermemiş insanlar için gayet açıktır. NATO’nun ve ABD’nin Türkiye’ye zararı oldu mu? Hem de nasıl. Peki yararı oldu mu? O da oldu. Her ne kadar yarardan çok zarar olmuş gibi görünse de yararlarının da olduğu ve olmaya –özellikle bu gibi tehditler konusunda– devam edeceği yadsınamaz.

***

Yıl olmuş 2022, gündemimiz savaş. Hem de Avrupa’da… Bir dahaki sefer olumlu konuları ele alacağım bir yazı kaleme almak umuduyla…

That’s all, folks.

C.H.
25 Şubat 2022
Gümülcine

Yanıt Yaz

Your email address will not be published.