Günlerdir kitap okumaya dalmış durumdaydım. Üç gün önce Şahnâme’yi okumaya başlayınca iyice dalıp gittim. O yüzden bu yazıyı aslında bir hafta önce yazacaktım ama bugüne kaldı.
Gümülcine’de gidişat kötü. 18 Eylül günü 48 COVID-19 vakası olduğu açıklandı. Görünüşe göre uzun bir süre daha eve kapalıyım.
İstanbul’da Aşı Karşıtı Mitingi
12 Eylül günü İstanbul, Maltepe’de aşı karşıtı mitingi gerçekleşti. Neyse ki katılım az oldu. En azından 30.000 kişinin katılacağını tahmin ediyordum, 3000’i geçemediler.
Toplumun birçok farklı kesiminden değişik değişik insanlar bir araya geldi. Beklenildiği gibi oldukça absürt ve trajikomik görüntüler ortaya çıktı.
Aşı karşıtlarının ilerleyen aylarda azalarak çok düşük sayılara ineceğini tahmin ediyorum.
“Anayasadan Laiklik Kaldırılmalı” Diyen Eski Milletvekili ve Şeyhülislam Mustafa Sabri
Tokat eski milletvekillerinden biri “Laiklik anayasadan çıkarılmalı” demiş. Tokatlı olması şaşırtıcı değil.
Açık sözlü olmayı severim. Açıkça söyleyeyim: Tokat insanına karşı yoğun bir antipatim vardır. Bunun için kendimce, yeterince geçerli nedenlerim de var. Tabii bundan Tokatlı seküler düşünceli, çağdaş, aydın insanlar alınmasın. Antipatim kesinlikle onlara karşı değil, Tokat’ın çoğunluğunu oluşturan nüfusa karşı.
Söz konusu eski milletvekili şunları söylemiş: “90 senedir dindarlara hayatı zehir etmeye çalışanların ve toplumu İslam’dan uzaklaştırmaya çalışanların tek gerekçeleri laiklik. İşte tam da bu sebeple istismarı önlemek için laiklik ilkesi tüm çağdaş ülkelerde olduğu gibi ya anayasadan çıkarılmalı ya da istismarı engelleyecek netlikte tarif edilerek yer almalıdır“.
Antipatimin sebebine gelecek olursam, Tokat’a karşı olan antipatimin en büyük sebebi son Osmanlı şeyhülislamlarından Mustafa Sabri’nin Tokatlı olması…
Ne tesadüftür ki söz konusu eski milletvekili şimdi adı değişmiş olan “Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi Vakfı” yöneticisiymiş. Yine ne tesadüftür ki 2017 yılında Tokat’ta bir imam-hatip lisesine Mustafa Sabri adı verilmesinde parmağı varmış.
Söz konusu eski milletvekilinin hayranı olduğu Mustafa Sabri kimdi peki?
Mustafa Sabri, Atatürk’ün idam fetvasını yazan, her türlü yeniliğe ve reforma karşı, köktendinci, Mahmut Şevket Paşa’nın ölümünden sorumlu olan, Kuvayı Milliyecilere “kudurmuş haydutlar” diyen, Britanya adına casusluk yapan ve Milli Mücadele yıllarında Britanya’ya yardım eden, Said Nursi ve İskilipli Atıf’ın dostu olan, Yahudi Soykırımı’nın sorumlularından Kudüs müftüsü Emin El Hüseyni’nin arkadaşı olan, İzmir işgalden kurtulunca Yunan ve İngiliz ordularıyla yeniden İzmir’e girilmesini isteyen, Batı Trakya’ya kaçıp orada Yunanistan’ın isteklerini de yerine getirerek Batı Trakya Türklerinin geri kalmasını sağlayan, “Yunan ordusu hilafet ordusu sayılır, asıl kafası koparılacak mahluk Ankara’dadır” diyen, Türklükten istifa ettiğini açıkladığı şiirler yazan, Cumhuriyet’e zarar verebilmek için elinden gelen her şeyi yapan bir kara yobazdı.
Batı Trakya Türk Azınlığının bugün içinde bulunduğu durumun da, Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar veren birçok oluşumun güçlenmesinin de sorumlusu bu Mustafa Sabri adlı varlıktır.
Bu milletvekili eskisinin rol modeli Mustafa Sabri olunca kendisi için de ayrıca fazla söze gerek yok.
20 Yıl
11 Eylül İkiz Kuleler Saldırılarının ardından tam 20 yıl geçti. Bu modern tarihin en büyük terör saldırılarından biriydi.
ABD’nin Soğuk Savaş yıllarında SSCB’ye karşı besleyip büyüttüğü terör örgütleri döndüler, ABD’de binlerce masum insanı katlettiler.
Bu terör saldırısının üzerine ABD saldırıyı yapan örgütü koruyup kollayan Taliban Afganistanı’na girdi. Belki de ABD’nin tarihte yaptığı tek haklı işgaldi. Ama ne oldu? 20 yıl sonra çekildiler, Afganistan da birkaç haftada eski haline döndü. Neye yaradı? Afganistan’daki Taliban yönetimi 20 yıllık bir kesintiye uğramış oldu, sadece bu kadar.
41 Yıl
12 Eylül Darbesi… Bu olayın üstünden 41 sene geçti.
Suçlularla düşünce suçluları yani masumlar birbirine karıştı. Yüzlerce masum insan öldürüldü, işkence gördü, hayatları karartıldı.
1970’li yılların sonunda Türkiye’de iç karışıklık korkunç seviyedeydi. Daha da korkunç bir duruma, iç savaşa sürüklenebilirdi. Darbe oldu ve karışıklık sona erdi. Ne oldu? Yine karanlık yıllar yaşandı.
12 Eylül Darbesi’ni yapanlar “anarşiyi bitirdik, huzur ve güven ortamı yarattık” dediler. Aslında ülkede hakim olan kaosu sona erdirip bir terör dönemi başlattılar, ülkenin temel taşlarına zarar verdiler, kapanmaz yaralar açtılar. Neden oldukları hasar neredeyse giderilemez boyutta. O yüzden 27 Mayıs ve 28 Şubat’ı ayrı, 12 Mart ve 12 Eylül’ü ayrı kefeye koymak gerek.
“Üç Kulaklı Beş Gözlü Yaratıklar”
Malum, Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan geçtiğimiz yıllarda siyasete atıldı, parti kurdu.
Yeniden Refah Partisi genel başkanı Fatih Erbakan aşı olmadığını, olmayı da düşünmediğini söylemiş.
Erbakan, mRNA aşısı olanlar (Pfizer-Biontech aşısı gibi) için “mRNA demek insanın hücre çekirdeğine girmek demektir. O insanların yarı insan yarı maymun çocuklar doğurmasına sebep olabilirsiniz. 3 kulaklı, 5 gözlü yaratıklar doğmasına yol açabilir. Biz pandeminin başında bir demeç vermiştik. O zaman demiştik ki bu virüs Siyonizm’in amaçlarına hizmet edecek. Şu anda da aynı endişemiz devam ediyor” demiş.
“Yarı insan yarı maymun“, “3 kulaklı, 5 gözlü“, “Siyonizm’in amaçları“…
O siyasi görüşe sahip insanların (İslamcıların) çılgın komplo teorilerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını ve sık sık bunları yaydıklarını eskiden beri biliyoruz.
Bu komplo teorileri genellikle “İslam’a ve müslümanlara zarar vermeyi amaçlayan küreselciler, haçlılar vb.” şeklinde olurdu. Bir siyasetçinin böylesine çılgın bir komplo teorisini yaymasına ilk kez rastlıyorum.
Fatih Erbakan’ın babası Necmettin Erbakan da özellikle 2000’li yıllarda sürekli komplo teorileri yayıyordu. Hatta kendisi onlarca Yahudi düşmanı komplo teorisinin yayılmasının bizzat sorumlusudur.
Necmettin Erbakan her olumsuz gelişmeden (bazıları da yalnızca kendine ve onun gibi düşünenlere göre olumsuz) Siyonizm’i sorumlu tutuyor, her fırsatta Siyonizm’i suçluyor, her taşın altında Siyonist arıyor, Siyonizm’in “büyük oyunlarını” açığa çıkartıyordu.
Oğlu kendisini de geçti. Dünyayı kasıp kavuran virüse karşı bilim insanlarınca geliştirilmiş aşının insanları yarı maymun yapacağını, üç kulaklı, beş gözlü insanlar doğacağını söylüyor. Pandeminin Siyonizm’in amaçlarına hizmet ettiğini söylüyor. Siyonistler sizi yarı maymun yarı insan, üç kulaklı beş gözlü yapmak istiyor diyor, bunu ima ediyor.
Bunun önüne geçmek için ne yapılmalı? Öncelikle “Siyonizm” sözcüğünü normalleştirip gerçek anlamında kullanımını sağlamalı. Siyonizm, Yahudi milliyetçiliği demek. Siyonizm bundan ibaret, büyük oyun falan yok. Ancak maalesef bu sözcük yıllardır şeytanlaştırılıyor, bir zamanlar “komünist”, “anarşist” sözcüklerinin şeytanlaştırıldığı gibi.
İşin kötü yanı sözde aydın kesimlerin de “Siyonizm”den öcü gibi bahsetmesi. Durum böyle olunca, böyle bir ortamda kendini çılgın komplo teorilerine kaptırmak, Yahudi karşıtı olmak pek de zor olmuyor. Ortalama bir insanın Nazi’ye dönüşmesi hiç de zor değil.
Bir görüşü beğenmeyebilir, eleştirebilirsin. Ama bu kadar açık bir kavramı karalayıp, şeytanlaştırıp onu günah keçisi yaparsan bu çok tehlikeli olur, oluyor da. Böyle abuk sabuk komplo teorilerinin yayılacağı ortamlar oluşuyor.
***
Yarın Sirkeli köyünde Edip Akbayram konseri var. Konsere gitmek istiyorum. Ama virüs sırıtıp gidemezsin diyor. Aşının iki dozunu da oldum ne de olsa; önlem alıp gideceğim.
Pandeminin başlangıcından bir ay öncesinden beri hiç sosyal bir etkinliğe katılmadım. Yeter artık. Bitsin şu pandemi.
That’s all, folks.
C.H.
19 Eylül 2021
Bu yazı ilk olarak 19 Eylül 2021 tarihinde Kiryallinen’de yayınlandı.