Bir Karnaval Anısı

//

Karnavalları oldum olası severim. Karnaval vakti yaklaştı mı, her yerde rengârenk ve çeşit çeşit karnaval maskeleri, giysileri ve süsleri satılmaya başlar. Her yer süslenir. Küçük yaşlardan beri böyle şeylere zaafım olduğu için, onlarca maskem, birçok giysim oldu. Palyaço giysim, iki tane korsan giysim ve daha nice maske, şapka ve aksesuarlar… Bir puer aeternus olduğum için bayılırım böyle şeylere. Karnaval, Cadılar Bayramı olarak bildiğimiz Halloween, maskeli balolar…

Karnaval, tıpkı Halloween gibi bir hristiyan geleneğidir. Tabii Halloween, günümüzde hristiyan özelliğini büsbütün yitirip tamamen sekülerleşmiş ve popüler kültüre mâl olmuştur. Karnaval, Ortodoks ve Katolik dünyada kutlanır, katı ve soğuk Protestanlarca bilinmez. Her ne kadar hristiyanlığa sığdırılmışsa da özünde gayet pagandır. Bizdeki Hıdırellez ve Nevruz ne kadar islamiyse, Karnaval da o kadar hristiyandır. Kökeni, Antik Yunan’da Tanrı Dionysos’un şerefine kutlanan Anthesteria ve Roma’da kutlanan Saturnalia’ya dayanır. Özünde, birçok kültürde var olan bereket kutlamalarının bir türüdür denebilir.

Antik dünyada bu gibi kutlamalarda, tüm toplumsal yükümlülükler, hiyerarşiler bir süreliğine unutulur, herkes kendinden geçerek eğlenir ve bereket kutlanırdı. Karanlık kendini aydınlığa, kış kendini yaza bırakırdı; doğa uyanırdı. Nietzsche’nin Dionysian ve Apollonian ikiliğindeki Dionysian olan her şey bu gibi geleneklerde ortaya çıkardı.

Bu eski geleneğin Hristiyanlığa nasıl uydurulduğu, Paskalya öncesindeki kırk günlük oruç dönemi olan Sarakosti’yle bağlantısı, ayrıca anlatılması gereken uzun ve detaylı bir konudur.

Karnaval zamanı gelince, bazı şehirlerde Karnaval geçidi gerçekleşir. 2016 yılına kadar benim şehrim Gümülcine’de Karnaval geçidi yapılmazdı. Gümülcine’nin batısında yer alan İskeçe şehrinde yapılan Karnaval geçidi olağanüstü büyük katılım gördüğü için herhalde Gümülcine’de ayrı bir geçit düzenlemeye gerek duyulmuyordu. Annem ve babam beni İskeçe’deki Karnaval’a götürürdü. İlk kez gittiğimiz zaman bu geleneği çok beğenmiştim. Çok küçük yaşlardan beri evde bugünü kendi maske ve giysilerimle kutlasam da ilk kez bir Karnaval geçidini sekiz yaşında izlemiştim. O zamandan beri hiçbir İskeçe Karnavalı’nı kaçırmadık. 2016 yılından beri de hiçbir Gümülcine Karnavalı’nı; zaten şehrin merkezinde yaşıyor olmam dolayısıyla ikincisini kaçırmam olanaksız. Pandemi yılları hariç tabii, geçirdiğimiz o birkaç zor yılda doğal olarak Karnaval kutlamaları yapılamadı. Gerçi 2020’de, tüm o telaş ve korkunun doruk noktasında olduğu o günlerde İskeçeliler tüm o yasaklara rağmen, dayanamayıp her Karnaval’da olduğu gibi şehrin ortasında toplanmışlardı. COVID-19 vakaları da birden artıvermişti.

Neyse, yıllardan 2019… Celal Bayar Ortaokulu ve Lisesi’ndeyim. Lise birinci sınıftayım. Gümülcine’de dördüncü kez Karnaval geçidi düzenlenmişti, bir Cumartesi günüydü. Gümülcine’deki kutlamalar, Pazar günü gerçekleşen devasa İskeçe Karnavalı’yla çakışmaması için Cumartesi günleri yapılıyor. İki gün sonra, günlerden Pazartesi, okuldayım. Kaçıncı dersti, hatırlayamıyorum, ama son derslerden biri olsa gerek. Fizik dersi. Sayısal dersleri sevmediğimden “nasıl geçecek bu kırk dakika” diye düşünüyorum. Derken öğretmen sınıfa geldi. Sinirli bir hali vardı. Gerçi yüz hatlarının egzotikliğinden dolayı ne zaman hangi duyguya sahip olduğunu anlamak zordu, mimikleri kolay kolay seçilemiyordu. Türklükle tek bağlantısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olan herkesi Türk olarak tanımlayan yasadan ibaretti. Transilvanya’nın ücra bir dağ köyünde yaşayan, soyunda yüzyıllardır köy dışı evlilikten doğma biri bulunmayan, tek kelime bile Türkçe bilmeyen bir Rumen çoban bile o adamdan daha Türk’tür, eminim.

Söz konusu öğretmen, derse sinirli girdi. Onun sınıfa girmesiyle beraber, kalitesiz bir parfümle bastırmaya çalıştığı kesif doğu yemeği kokusu sınıfı kapladı. Başladı bağrınmaya… Baştan, çıkardığı homurtulu seslerden dolayı öfkesinin nedenini pek anlayamadım. Zaten onu sinirli bir biçimde hararetle homurdanırken görmek oldukça gülünç geldiği için ne söylediğine kulak verip odaklanamadım. Onu arkadaşlarla arkaik homininlere benzetirdik. Bunu kesinlikle dış görünüşüyle alay etmek amacıyla söylemiyorduk, gerçekten de internette homo erectus diye aratınca karşımıza çıkan balmumundan yapılma bir homo erectus rekonstrüksiyonuna dikkate değer bir biçimde benziyordu.

Öğretmenin hararetli bir öfkeyle konuşmaya başlamasından birkaç dakika sonra öfkesinin nedeninin arasında bizim okulun öğrencilerinin de bulunduğu, Gümülcine Karnavalı’na yoğun Türk ilgisiydi. “Beyefendi”nin besbelli bu duruma canı sıkılmıştı. Türk-İslam sentezcisi olan öğretmen durmadan Karnaval’a katılan Türklere hakaretler, olumsuz sıfatlar, nahoş ithamlar yağdırıyordu. Hezeyanları, benim de canımı sıkmıştı tabii. Ne de olsa ben de Karnaval’ın müdavimlerindenim. İşte hezeyanlarından bazıları: “Siz utanmıyor musunuz hristiyan bayramını kutlamaya,” “Siz ‘müslüman Türk’ çocuklarısınız, nasıl böyle bir şey yaparsınız,” “Sizin annelerinizi babalarınızı üzmeye hakkınız yok; nasıl karnavala gidip annelerinizi babalarınızı üzersiniz…”

Söylediği lâfların çoğu farklı bir kültürle karşılaşınca alerjik reaksiyon gösteren, artık klasikleşmiş muhafazakâr martavallarıydı, benim için bunlar komik hezeyanlardı. Ama söylediği bir lâf gerçekten canımı sıktı: “Nasıl karnavala gidip annelerinizi babalarınızı üzersiniz…” Oysa ki beni Karnaval’la tanıştıranlar, annem ve babamdan başkası değildi. Bizim Rumeli Türk’ünü tanımayan-bilmeyen, hayatı yıllanmış çorap kokularının içine sindiği kilimlerin üzerinde geçen biri nereden bilsin çağdaşlaşmayı, kültürel etkileşimi, eğlenceyi…

Bu adamın zihniyetinde hayal ettiği ideal Türk çocuğu nasıl bir şey, muhtemelen şöyle bir şey: Her zaman ve tamamen bir itaat ve biat içinde olan, anlamını bilmediği Arapça sözleri ezberleyip, seslendiren, hatimden hatime koşan, ‘ilim yolunda’ rahle önünde dizlerini ve dirseklerini çürüten, hocaefendilerinin sözünden çıkmayan, sorgulamayan, kendisine dayatılan her şeye koşulsuzca iman eden ortalama bir muhafazakâr Doğu Anadolu kasabalısı hayatını sürdüren biri…  Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi, çorap kokusuyla tanımlanabilecek bir yaşam…

Çorap kokulu muhafazakârların ve Türk düşmanlarının görmek istediği Türk tipi ne kadar da özdeş… Çağdaşlıktan uzak ve dışa kapalı, hayatını Ortadoğu’da ortaya çıkmış, özünde kendine yabancı bir dogmaya göre tasarlayan, hayatı kendine zindan eden silik ve önemsiz bir tip…

Dediğim gibi Karnaval antik zamanlardan günümüze kendini Hristiyanlığın içinde bularak sürdürmüş bir gelenek. Bizdeki, Karnaval gibi sevdiğim bir gelenek olan Hıdırellez de İslam adı altında var olmuş, özünde İslam’la yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmayan bir gelenek. Noel farklı mı sanki? Sözde İsa’nın doğumu ama kilisede gerçekleşen ayinleri saymazsak, sembolleri ve gelenekleriyle, tamamen Hristiyanlıkla ilgisiz, her şeyiyle kadim bir pagan bayramı. Peki, Paskalya farklı mı? O da aynı. Paskalya kutlamaları, özünde doğanın uyanışı, dirilişiyle ilgili bir bereket bayramı… Tüm bunlar, Karnaval, Paskalya, Noel, sonra bizdeki Hıdırellez ve Nevruz, hoş, güzel bayramlar. Tam da benim ve bana benzeyen insanların eklektik karakter ve yaşam tarzlarına uygun, sekülerleşmiş ama bir yandan da o kadar kadim ve geleneksel özel günler. Dogmatik olmayan, çağdaş insan, gerek benim gibi Türk, gerekse başka milletten; Karnaval’da da eğlenir, Hıdırellez’de ateş üstünden de atlar, Paskalya’da yumurta da boyar, Noel’de ağaç da süsler.

Kadim Karnaval gelenekleri nedeniyle sözlerimi Dionysos’a şükranlarımı sunarak bitirmek istiyorum: Khaire Bakkhe!1

  1. Tanrı Dionysos’un diğer bir adı da Bakkhos‘tur (Latincesi Bacchus). Buradaki ifade Antik Yunancadır ve “Selam ey Bakkhos!” anlamını taşır. ↩︎

1 Comment

  1. Tek kelimeyle, harika bir yazı. Derin bir birikim, yüzeysel düşünenlere geniş bir kültür coğrafyası içinde toplum tarihi gerçekleri içinde verilen bir yanıt. Yani yabancı bir filimde mi izlemeyelim, şimdilerde elimizden düşürmediğimiz “akıllı telefonlar” ne? Kökümüz/mensubiyetimiz o kadar mı sığ, o kadar mı zayıf… Kutluyorum…

Yanıt Yaz

Your email address will not be published.