Bir Devir Kapandı

Kraliçe II. Elizabeth’in vefatıyla dünya tarihinde bir dönem sona erdi

Britanya Kraliçesi II. Elizabeth’in ölümüyle dünya tarihinde bir dönem kapanmış oldu. Britanya’nın sembolik monarşisi kraliçesini kaybetti.

Kraliçe, İngilizler için çok çok önemliydi. Ne kadar önemli olduğunu anlatmak için babamın bana anlattığı bir anısına başvuracağım. 1979 ya da 1980 yılında trenle İstanbul’a, bir İngiliz turist çiftle aynı kompartmanda seyahat ediyormuş. Babamın orta seviye İngilizcesi henüz orta seviye bile değilmiş ancak yol da bitecek gibi değilmiş. Bir şekilde turistlerle sohbet etmeye başlamış. Turistlerin de kendisi gibi solcu olduğunu öğrenince sohbet daha da canlanmış. Sohbet dönmüş, dolaşmış, bir şekilde kraliçeye gelmiş. Babam, monarşiyi eleştirince İngilizler hemen savunmaya geçmiş. Babam eleştirdikçe onlar da kraliçeyi savunuyormuş. Sohbet boyunca kraliçeye toz kondurmamışlar.

Hakikaten kraliçeye ne gerek vardı? Birleşik Krallık, Hollanda, İsveç gibi gelişmiş Avrupa ülkelerinde sembolik de olsa monarşinin varlığını sürdürmesi bana hep garip gelmiştir. Neticede, 1789’daki Fransız Devriminin ardından cumhuriyetçi idealler tüm kıtaya yayılmış ve aydın elitler tarafından benimsenmişti. Artık monarklara tahammül kalmamıştı. Ama bu süreç nasıl olduysa İngilizlerde farklı işledi.

Avrupa’nın batısında yer alan şu büyük ada, tarih boyunca hep bir farklı olmuştur. Kıta Avrupa’sı ile Anglo-Sakson dünya arasındaki farklar anekdotlara konu olur. Biraz konunun dışında olacak ama bu farkların bariz bir şekilde ayırt edildiği hususlardan biri de Masonluktur. Anglo-Sakson dünyasının Masonluğu geleneksel kimliğiyle bilinirken, kıtasal Masonluk daha çok Fransız Devriminin idealleri ile akıllara gelir: “Liberté, Egalité, Fraternité.” Britanya Kraliyet ailesinin birçok üyesinin mason olduğu da bilinen bir gerçektir.

Her nasılsa Britanya’da monarşi imajını korumayı başardı ve bugüne dek varlığını sürdürdü. Babası Kral VI. George’un erken ölümünden sonra 1952’de henüz 26 yaşında tahta çıkan Kraliçe II. Elizabeth’in hayatı boyunca hem dünyada hem de ülkesinde her şey sürekli ve baş döndürücü bir hızla değişiyordu. Teknolojideki gelişmeler, sanat alanındaki beklenmedik yenilikler, hızla değişen ve önceki kuşakları tedirgin eden genç kültür… İki kutuplu dünya ve bu iki kutup arasında her an ısınmaya hazır bir soğuk savaş… Tüm bu çalkantılı dönemler boyunca Kraliçe Elizabeth, kraliçelik makamını vazgeçilmez, olmazsa olmaz, ikonik bir konuma getirdi. Tüm dünyada ada ulusunun yüzü oldu.

Aslında bence İngilizler için vazgeçilmez olan monarşi değil, kraliçeydi. Monarşinin de bir cazibesi olduğu kesin, ancak bu cazibe daha çok kraliyet ailesi üyelerinin hayatlarının magazinsel yönüyle ilgili. Prens –bugün itibariyle Kral– Charles, II. Elizabeth kadar vazgeçilmez bir şahsiyet olmayacak gibime geliyor. Prenses Diana’dan ayrılması ve prensesin ölümü yüzünden kamuoyunda Charles’ın kişiliği hakkında birtakım soru işaretleri mevcut. Tabii bu yeni kraldan nefret edecekleri anlamına gelmiyor. Ancak görünen o ki Kral III. Charles hiçbir zaman annesi kadar sevilen sayılan biri olmayacak.

Kraliçe artık hayatta olmadığına göre monarşinin cazibesi de zamanla azalabilir ve hatta etkisizleşebilir. İskoçya’da da zaman yükselen bağımsızlık isteği söz konusu… Kim bilir, belki de Charles, Birleşik Krallık’ın son kralı olarak tarihe geçecek.

C.H.

Bu yazı ilk olarak 9 Eylül 2022 tarihinde Substack platformundaki İşler&Günler bülteninde yayınlandı.

Yanıt Yaz

Your email address will not be published.