Yunan Üniversitesi İzlenimleri

/

Trakya Demokritos Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde eğitim gören yakın bir arkadaşım beni okulunu görmeye davet etmişti. Geçtiğimiz ay içerisinde bir kere uygun bir ders bulup ziyaretimi ayarlamıştık. Ancak işler umduğumuz gibi olmadığı için bu ziyaret bir ay kadar gecikti.

Trakya Demokritos Üniversitesi ve Kampüsü

Trakya Demokritos Üniversitesi, Kuzey Yunanistan’ın önemli yüksek öğretim kurumlarından biri. Gümülcine’ye yaklaşık altı kilometre uzaklıktaki kampüsü, çok geniş, Gümülcine’nin kendisi kadar bir bölgeyi kaplıyor. Bu arazinin çoğu bomboş, küçük ağaçlıklar ve otlar kampüs arazisinin önemli bir kısmını oluşturuyor.

1973 yılında açılan 1974-1975 akademik yılında ilk öğrencilerini kabul etmeye başlayan üniversitenin o zamanlar iki fakültesi vardı: Hukuk ve mühendislik. Üniversite o zamanlar Gümülcine şehir merkezine yakın bir yerde bulunan bir binadan ibaretti. Kampüsün oluşturulması daha sonra gerçekleşti.

Kampüs bizim Türkler arasında pek iyi bir şöhrete sahip değil. Ne de olsa mülkünden olmak kimsenin hoşuna gitmez. Trakya Demokritos Üniversitesi’nin kampüsü Yaka köyleri sakinlerinin tarlaları üzerine kurulu. Devlet, –anneannemin de soyunun dayandığı– Eşekçili köyünün halkının tarlalarını “üniversite yapmak” gerekçesiyle gaspetti. Gaspettiği uçsuz bucaksız araziyi tel örgülerle sarıp, birkaç tane bina dikti. Birbirine oldukça uzak, düzlüğün ortasında tek tük binalar…

Kampüs, Batı Trakya’nın Türksüzleştirilmesinde önemli rol oynadı. Kampüs, Türklerin tarlalarına el koymak için bir bahaneydi. Şimdi neresine bina dikeceklerini bilemedikleri kocaman bomboş bir arazi sırf bu yüzden öylece duruyor. Kampüs arazisine –kesinlikle abartmıyorum– 40.000 kişilik bir şehir sığar.

İlk İzlenimler

Bindiğimiz öğrenci otobüsü, kampüs arazisine girdikten sonra, arkadaşımın fakültesinin bulunduğu binaya varana kadar öyle bir zaman geçti ki, sanki kampüse gireli beri bir o kadar daha yol katettik gibime geldi. Kocaman bir binanın önünde indik. Antikize edilmiş Yunanca harflerle ΝΟΜΙΚΗ ΣΧΟΛΗ (Nomiki Sholi [Hukuk Fakültesi]) yazısı bizi karşıladı. Arkadaşım Ekonomi öğrencisi olmasına rağmen dersleri Hukuk Fakültesi binasında gerçekleşiyor; ilginç geldi.

Arkadaşım, binanın önünde beni, onunla aynı bölümde okuyan bizden bir yaş büyük bir arkadaşıyla tanıştırdı. Binaya girdik, daha kapıda ilk izlenimlerimi sordular. Biraz Rumeli esintili bir dille “Ne beğeneceğim” dedim. “Zaten bizimkilerin tarlaları üstüne diktiler binaları.”

Beğeneceğim bir şey yoktu. İçerideki zemin, bol meyhaneli bir sokak zemini gibiydi. Üniversiteden çok öyle görünüyordu. Girer girmez daha aşırı solcu öğrencilerin agresif altkültürü kendini hisettiriyordu. Her grafittiler, posterler ve broşürler… Sloganlar, sol ikonografisi ve estetik anlayışı her yere hakimdi. Babamdan, daha doğrusu babamın arkadaşlarından dolayı kısmen aşina olduğumdan çok daha yoğun bir sol kültür bombardımanı altında olduğumu hissettim. Bir kere görmek hoş bir deneyimdi, ama ya burada okuyup buna her gün maruz kalsaydım? Ucuz kurtulmuşum diye düşündüm.

Oldukça büyük ve yüksek bir mekandı. Git git bitmiyordu. Alışveriş merkezlerine benzer bir yapısı vardı. Tavanı piramidimsi camlardan oluluyordu. İyi değerlendirilirse güzel bir mekan. Ferah bir yerdi.

Gireceğimiz dersin gerçekleştiği amfinin hemen yanındaki ilan panosunun üzerine yapıştırılmış bir afiş dikkatimi çekti. Bu Türkiye’yi boykot etmeye çağıran bir posterdi. “Türk ve Yunan faşizmiyle mücadele ediyoruz” yazıyordu. Altında ise “Savaş yanlısı …’ya sabotaj“ yazıyordu, afişin o kısmı yırtılmış olduğu için okuyamadım.

“Yunan faşizmi” orada “bakın biz Türk düşmanı değiliz, solcuyuz, Türk faşizmine olduğu gibi Yunan faşizmine de karşı çıkıyoruz” demek için kullanılmış göstermelik bir ifade. Çünkü burada konu Türk düşmanlığı olunca sağcıyla solcu, milliyetçiyle marksist birleşiyor.

Afişte ayrıca bir internet adresi vardı. Adresteki websitesini kontrol ettim. Açıktan açığa yoğun Türk düşmanlığı içeren bir siteydi. Kürt milliyetçilerinin sözleri ve iddialarına yer verilmişti ve kışkırtıcı görseller kullanışmıştı. Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütünün kontrolünde olan bölgeye destek amaçlıydı.

Ders

Aradan yarım saat geçtikten sonra derse girdik. Normalde gelmesi gereken akademisyen iyileşmemiş, onun yerine başka biri geldi. Soyadı işiyle pek uyumlu olarak “İkonomu” idi.

Adam dikkati üzerine çekmeyi zor başardı. Öğrenciler aralarında sohbet ediyorlar, dersle ilgilenmiyorlardı. Üç dört uyarıdan sonra derse katılım başladı. Tabii her derste böyle olmuyormuş. Bu akademisyen daha önce derslerine girmediği için öğrencilerin durumu böyleymiş.

Ders yaklaşık bir saat sürdü. Konu hisselerdi. Ekonomi gibi fazlasıyla yabancısı olduğum bir konu söz konusu olduğum için ben dersi dinlemekten çok akademisyeni ve öğrencileri gözlemledim.

Akademisyen beş altı kez bana baktı. “Eyvah” dedim içimden. Beni Erasmus öğrencisi sandığını düşündüm. Her an İngilizce ya da Almanca konuşabilirdi. Neyse böyle bir şey olmadı. Bu kez Alman sanılmaktan kurtuldum.

Bir saatin sonunda amfiden ayrıldık. Kısa bir teneffüs sonrası ders devam edecekti. Ama arkadaşım bu yeni akademisyene hiç ısınamadığı için dersin devamına katılmamaya karar verdi. Bana da bu kadarı yetmişti zaten; göreceğimi görmüştüm. Oradan başka bir arkadaşın otomobiliyle Gümülcine’ye döndük.

Not: Bu yazıyı yazdıktan birkaç gün sonra yeni bir şey öğrendim. Anneannemin amcası, tarlalarına el konulduktan kısa bir süre sonra üzüntüden kalp krizi sonucu vefat etmiş.

1 Comment

Yanıt Yaz

Your email address will not be published.