Şehrim Gümülcine hem denize hem dağa yakın bir şehir. Otomobille yaklaşık otuz beş dakikada denize ulaşmak mümkün. Gümülcine’nin içinde bulunduğu Rodop ilinin en güzel deniz kıyısı köylerinden Fener’e (Yunanca: Fanari) arada bir uğramak beğendiğim bir aktivite.

Fener, limanı ve yakınlarında yüzmek için oldukça ideal bir plajı olan, yaklaşık 700 kişinin yaşadığı turistik bir köy. 1923 yılında Doğu Trakya’dan gelen Rumlar tarafından kurulmuş. Köyün asıl sakinlerinin çoğu balıkçılıkla ve tarımla uğraşıyor. Çok sayıda otel, restoran ve kafeye sahip.
Ben, annem ve babam saat 16.00’da otomobille Gümülcine’den çekildik. Saat 17.00’ye gelirken Fener limanına ulaştık.

Limanda fazla hareketlilik yoktu. Zaten küçük bir liman, genellikle balıkçı kayıkları ve küçük yatlar kıyıya demirliyor. Fener Limanı’na sadece biraz batısında Portolagos Limanı var. İskeçe ili sınırları içerisinde yer alan Portolagos Limanı, gerçekten oldukça büyük bir liman. Devasa ticari ve turistik gemiler bu limana geliyor.

Fener…
Fener, Yunanlar ve Batı Trakya Türkleri arasında olduğu kadar Bulgarlar arasında da popüler. Bulgaristan’ın bol dalgalı Karadeniz kıyılarına uzak yerlerinde yaşayan Bulgarlar için ulaşabilecekleri en yakın deniz Ege Denizi. Yaklaşık on yıl önce Rodop dağlarındaki Yunanistan-Bulgaristan sınırında açılan Makaza Sınır Kapısı sayesinde, Bulgar turistler yılın her zamanı Rodop iline akın ediyor. Özellikle yazın doğal olarak deniz kenarında keyifli zaman geçirmeyi tercih ediyorlar.

Bulgar turistlerin yanı sıra Türkiyeli Türk turistlerin yeni keşfettiği Fener’de, birçok yerde Türkçe ve Bulgarca yazılar yer alıyor. Türkiyeli Türk turistlerle iyi iletişim kurabilmek için Yunan işletme sahipleri, Batı Trakya Türklerini çalıştırıyorlar. Batı Trakya Türkleri de son yıllarda Fener piyasasını keşfedip işletmeler açmaya başladı.

Gerek liman yakınlarında, gerek Fener köyünde, köyün yerlisi olmayan çok sayıda Yunan ve Türk’ün yazlık evi var. Bulgarlar ve Türkiyeli Türklerin de buradan ev almaya başladığını duyuyoruz.
Frappé

Genellikle oturmayı tercih ettiğimiz kafenin kapalı olduğunu gördük. Açılma saatinden önce gelmişiz. Neyse ki kafenin hemen yanındaki restoranın iki Türk çalışanı bizi karşıladı. Biri, bize Türkçe konuşup, kahve mi içeceğimizi yoksa yemek mi yiyeceğimizi sordu. Kahve içeceğimizi söyledik. “Olur” dedi. Tabii bir restoranda frappé’den başka bir kahve bulmamız olanaksız. Frappé sipariş verdik. Ağır geldiği için frappé içmeyi pek tercih etmem ama başka çare yok.

Frappé, hazır kahve –genellikle Nescafé– ve sudan oluşan bir soğuk kahve türü. Bir Yunan icadı. Frappé, 1957 yılında Selanik Uluslararası Fuarı’nda Nescafé temsilcisi Dimitris Vakondios’un, sıcak su bulamadığı için kahveyi soğuk suyla karıştırması sonucu ortaya çıkmış.
Frappé’ye genellikle süt eklenir. Şekeri de Türk kahvesi gibi ya hiç olmaz, sade olur ya orta şekerli olur ya da tatlı/şekerli.

“Frappé” sözcüğü ise Fransızca, “buzla soğutulmuş içecek” anlamına geliyor.
Yunanistan’da yaz aylarında neredeyse kimse sıcak kahve içmiyor, herkes soğuk kahve türlerini tercih ediyor. Freddo cappuccino ve freddo espresso adı verilen soğuk kahveler, kafelerde en fazla rağbet gören içecekler arasında. Freddo sözcüğü yanıltmasın, yalnızca soğuk anlamına geliyor; sıcak yerine soğuk cappuccino veya espresso.
Mevsim farketmeksizin ben kahveyi sıcak severim, soğuk içeceğim zaman ise fredo espresso tercih ederim. Sıcak kahve olarak bol sütlü filtreli kahve ve cappuccino favorilerimdir. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Yunanistan sakinlerinin çoğuyla ters gidiyorum.
Ortam
Deniz hemen burnumuzun dibinde, insanların konuşma seslerine martı sesleri ve dalgaların hışırtıları eşlik ediyor. Esintilerin tatlı hışırtısı da arada bir bu seslere katılıyor. Yaklaşık üç metre altımızda kumsal var. Oturduğumuz yerin biraz ötesinde kumsala inen merdivenler var. Bir önceki uğrayışımızda kumsalda ufak bir keşif yapmıştım.

Deniz, ortalama bir yüzücü için derin. Zaten burada yüzen olmuyor, bu kumsal tamamen manzarasını seyretmek ve yürümek için bırakılmış.
Martılar
Geçtiğimiz sefer olduğu gibi bu sefer de martıları gözlemlemek için uzunca fırsatım oldu. Yaklaşık elli tane martı uçup duruyor. Kimisi atacakları bir parça yemek için kedi ve köpekler gibi restoranlarda oturan insanlara yanaşıyor, kimisi denizde yüzüyor. Çoğu ise sadece uçuyor ve bir oraya bir buraya konuyor.

Martılardan birini tam net göremediğim için başka bir kuş sandım, renkli bir kuş; kırmızı renkli. Gözlerimdeki ilerlemiş miyop beni yanıltmış, gördüğüm yaralı bir martıymış. Sağlığı ve keyfi yerinde görünüyordu ama aldığı bir yara dolayısıyla üstü başı bulanmıştı. Hiç de hoş bir manzara değildi.

Deniz

Denize dair en çok dikkatimi çeken kıyıda dalgaların aşındırdığı kaya parçası oldu. Yanı başına oturup on dakikadan fazla bir süre inceledim. Mağara sarkıt ve çıkıtlarına benzer bir yapısı vardı. Kayanın küçük bir parçasını yanıma almayı ihmal etmedim. Bol bol fotoğraf çektim.

Fener’de birkaç saatimi böyle geçirdim.
Anlatım güzel, fotoğraflar da güzel. Zevkle okunan bir gezi-gözlem yazısı…
Bu soğuk kış gününde yazınız bizi Fener’e götürdü ve içimizi ısıttı.
Lakin küçük ama önemli bir ayrıntı; Türkiyeli Türklerin Fener’de evi olamaz çünkü sınırın 200 km sonrasına dek sınır bölge olduğu için satılmıyor. Buradaki evler biz Batı Trakya Türklerine, yerel Yunanlılara ve de artan sayıda Bulgarlara ait…