Sabahattin Ali’nin Popülerleşmesi

//

Osmanlı döneminde Gümülcine’ye bağlı Eğridere köyünde dünyaya gelen Sabahattin Ali’nin eserlerinin telif hakkı sürelerinin bitmesi, birçok küçük ve orta çaplı yayınevinin “basmalık ucuz kitap” ihtiyacını karşılamaları için bir fırsat oldu. Ülkenin her yanı, tüm kitapçılar ve hatta zincir marketler Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan’larla doldu.

On yıl önce Esenler veya Bağcılar’da birileri 100 kişiye Sabahattin Ali ismini duyup duymadığını sorsa belki bir kişi bir yerlerde duymuş olabileceğini söylerdi. Şimdi, en az 25-30 kişi Sabahattin Ali’nin adını duyduğunu, 10 kişi Sabahattin Ali’nin kitaplarından haberdar olduğunu, 2-3 kişi de Sabahattin Ali’nin en az bir kitabını okuduğunu söyler.

Peki, Sabahattin Ali’nin kim olduğunu, nasıl bir hayat yaşadığını, nasıl öldürüldüğünü, siyasi görüşlerini bilenler ne kadardır? Muhtemelen kitaplarını okuyanları en fazla çeyreği bu bilgilerden bazılarına sahiptir. Onlar da Vikipedi’de, sosyal medyada kitaplardan alıntı paylaşan sayfalarda, 1000kitap gibi platformlarda ya da bazı popüler bloglarda veya kimi YouTube videolarında bu bilgilere rastlamışlardır.

Sabahattin Ali, “Ömer Seyfettin”leşti. Yapıtları kendisi anlaşılmadan, bağlamından koparılarak, yazarına dair bir şey bilinmeden okunur ve anlaşılır oldu. Ömer Seyfettin’in meşhur hikâyelerini okumayan yoktur. Ama kim bilir Ömer Seyfettin’in İttihatçı olduğunu?

Sabahattin Ali, dinci ya da seküler-laik, doğulu ya da batılı herkesin okuduğu ve hatta sevdiği bir yazar haline geldi. Popülerleşti, “ana akım” oldu. Kendisiyle tamamen karşıt düşünceye sahip kişilerce sevilir oldu.

Bu popülerleşmeye bir örnek de Nazım Hikmet. Nazım Hikmet’i okuyup sevenlerin çoğunun en azından birazcık sol eğilimli kişiler olduğu söylenebilir. Ama sosyal medyada yüzlerce hatta binlerce Nazım Hikmet’e ait veya ona atfedilen alıntılar paylaşan türbanlılar ve tespihlilere rastlanabileceği de bir gerçek. Necip Fazıl Kısakürek seven sekülerlere ne demeli?

Bir “pop kültür” ögesi haline gelen Sabahattin Ali… Acaba Sabahattin Ali ne düşünürdü, ne derdi bu duruma? Herkes ama herkes tarafından sevilmek hoşuna gider miydi yoksa bundan rahatsız mı olurdu? Muhtemelen bu durumdan hiç de hoşnut olmazdı, eksik olup olmadığını düşünürdü. Çünkü Sabahattin Ali mutlaka herkese hitap etmenin mümkün olmayan ve olsa bile pek de gurur verici olmayan bir durum olduğunun bilincinde olan biriydi.

Sabahattin Ali’nin bu şekilde popülerleşip farklı kesimlerce sevilmesine ne demeli? Atatürk’ün fikirlerinin özünü anlamayıp Kemalist geçinen onbinlerce insanın bulunduğu, “aydınlarının” çoğunun omurgasız ve ezberci kişilerden oluştuğu, gerçek aydınlarının korkudan ülkeyi terk ettiği, öldürüldüğü ya da en azından tehdit edildiği, bizimki gibi bir toplumdan beklentiyi pek de yüksek tutmamak gerek.

Sabahattin Ali, en azından yazdıklarından ve hakkında yazılan, söylenenlerden tanıdığım, bildiğim Sabahattin Ali’yse, böylesine popüler hale geldiğini öğrenmiş olsaydı vereceği ilk tepki “nerede yanlış yaptım” olurdu.

Bu yazı ilk olarak bu sitede yayınlandı.

Yanıt Yaz

Your email address will not be published.