Yeniden Merhaba | Gümülcine Kronikleri I

/

Uzun süredir Gümülcine Kroniği yazmıyordum, yeniden yazmaya karar verdim. Öncellikle Kiryallinen’de yayınlanan eski Gümülcine Kronikleri’nin aksine bu yeni Gümülcine Kronikleri yeni blogum Cihangir.Blog’da yayınlanacak. Eski konseptten fazla uzaklaşmadan birkaç ufak değişiklik yapabilirim; ne de olsa bu yeni bir seri.

Becerebilirsem haftada bir Gümülcine Kroniği yazmaya çalışacağım. Gümülcine Kronikleri daha çok kendi gezi, uğraş ve macera notlarımdan ziyade “konu”larla ilgili olacak. Kendi gezilerim, gözlemlerim vb. başka bir seri olan İşler&Günler’de olacak. İşler&Günler de tıpkı Gümülcine Kronikleri daha önce kullandığım bir ad. Eski İşler&Günler daha farklı bir konsepte sahipti. Sadece bir yazıdan ibaret olsa da, eski konsept dünya gündemindeki meselelere değinen kendi kişisel deneyim ve düşüncelerimle harmanlanmış yazılardı. Bu konseptle yazdığım ve Alepu’da yayınlanan tek yazı da ABD başkanlık seçimleri ve Trump’ın yenilgisiyle ilgiliydi; 2008, 2012 ve 2016 ABD başkanlık seçimleriyle ilgili anımsadıklarımı yazmıştım.

İşler&Günler, o zamanki mükemmeliyetçilik takıntım ya da saplantım ve meşguliyetimle tek bir yazıdan ibaret kaldığı için bu ismi yeniden farklı bir konseptle değerlendireyim dedim.

OKTAY AKBAL’IN GÜNCELERİ

Gazeteci ve yazar Oktay Akbal’ın güncelerinden daha Akbal hayattayken 2014 yılında dedemin övgüyle söz etmesi sonucu haberdar olmuştum. 2015’te İzmir’de tatildeydik, Cumhuriyet’te Oktay Akbal’ın vefat haberini görmüştüm.

Bunca zaman sonra, dedemin kitaplığı büyük bir titizlikle gözlerimle tararken eski Varlık Yayınları kitaplarının bulunduğu raflardan birinde Oktay Akbal’ın Günlerden kitabı gözüme çarptı. Dedemin 2014’teki övgüsünü anımsadım ve hemen okumaya koyuldum. Uykuya yatmadan önce okuma alışkanlığım vardır, kitabı okumak üzere yattığım yatağın yanındaki komodine koydum.

Önce H.P. Lovecraft’ın şahane bir novellasını okudum biraz ve sonra Günlerden’i elime aldım. Bir kitabı okumadan önce güzelce her sayfasını bir kere gözden geçirmek, yer yer kısa kısa cümle ve paragraflar okumak, kitabın son sayfalarına bakmak gibi bir alışkanlığım var. Bunları yapmadan bir kitabı okumaya başlayamam; özellikle kitap kurgusal bir yapıt değilse.

Hakikaten dedemin övdüğü kadar varmış. Akbal’ı ilk kez okuyorum, müthiş bir anlatım biçimi var. Daha önce Edirne’de okuyan bir arkadaşımın ev adresine bir sahaftan Akbal’ın Atatürk Yaşadı mı? Adlı kitabını sipariş etmiştim, kitap elime geçti ancak henüz okuma fırsatım olmadı.

AGATHA CHRISTIE’YE SANSÜR

Malum, batı dünyası son zamanda bir takım ilginç politik doğruculuk sansürlerine sahne oluyor. Politik doğrucu sansürün son kurbanı ise en iyi polisiye yazarlarından Agatha Christie.

Gelmiş geçmiş en iyi polisiye yazarlarından dünyaca ünlü, kitapları en fazla dile çevrilen yazar olan İngiliz yazar Agatha Christie’nin yapıtlarının sansüre uğradığı The Telegraph tarafından ortaya çıkarıldı. Yapıtların özgün dilindeki yayıncısı HarperCollins’in 2020 yılından bu yana yaptığı yayınlarda, yazarın sözcükleri yer yer değiştirilmiş ya da metinden çıkarılmış.

Politik doğrucu akımı sıcak karşılayan The Guardian gazetesi haberi şu başlıkla veriyor: “Agatha Christie romanları potansiyel incitici ifadeleri kaldırmak için elden geçirildi.”

Artık klasikleşmiş bir yapıtı “elden geçirmek” nasıl kabul edilebilir? Bu sansür değil midir? Dili kontrol etmeye çalışan politik doğruculuk, ırkçılık ve ayrımcılıkla başa çıkabilir mi?

RUSYA’NIN ASKERLERİYLE İSLAMİ TERÖRİSTLERİN FARKI

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme niyetiyle başlayan Ukrayna-Rusya savaşı bir seneyi geride bıraktı ve hâlâ tüm şiddetiyle devam ediyor. Bugünlerde, geçen sene gerçekleşen Buça katliamının ardından yine Rusya askerlerinin korkunç bir eylemi açığa çıktı.

Sosyal medyada yayılan bazı videolarda Rusya askerlerinin, bir Ukrayna askerinin başını gövdesinden ayırarak katlettiği görüldü.

Bu Rusya askerlerinin İslami teröristlerden ne farkı? Onların yaptığı her şeyi yapıyorlar, her türlü savaş suçunu işliyorlar. En aşağılık eylemleri, en pis şeyleri yapıyorlar.

İslami teröristlerin bu askerlerden farkı ne mi? Onlar uluslararası kuruluşlara üye değildir, uluslararası etkinliklere çağrılmıyorlar. Şu anda Rusya devletinin onlardan tek farkı siyasi anlamda farkı budur.

UKRAYNA SAVAŞIYLA İLGİLİ SIZDIRILAN GİZLİ BELGELER

Kimisi çok gizli olarak sınıflandırılmış ABD’ye ait gizli belgelerin sızdırılması birden gündeme oturdu. Belgelerin, “Türk-Yunan Kavgası, “Sırp-Arnavut Kavgası” gibi milyonlarca izlenmeye sahip siyasi mizah videoları içerikli bir YouTube kanalı olan Wow Mao’nun Discord mesajlaşma uygulaması sunucusunda sızdırılması da işe ayrı bir renk katıyor. Ukrayna’daki savaşla ilgili ABD istihbarat bilgileri Ukrayna’da NATO üyesi ülkelerin askerlerinin bulunması gibi oldukça önemli ve kritik bilgiler içeriyor.

Siyasi tarih ve siyasi gündemle ilgili mem/mim (İng. meme) içerikli videolar paylaşan Filipinli Wow Mao’nun aklına gelir miydi acaba kendini böyle bir uluslararası skandalın ortasında bulmak? İnternet çağının skandalları gerçekten inanılmaz derecede renkli.

SİYAHİ KLEOPATRA

Netflix’in dizi ve filmlerinde tarihsel kişiliklerin ten rengini değiştirip izleyicileri şaşırtmak gibi bir alışkanlığı var. Bu tarih revizyonizminin yeni mağduru ise Antik Mısır kraliçesi meşhur Kleopatra…

Afrika üstünlükçüleri gibi beyaz üstünlükçülerinin siyahi versiyonu olan aşırılıkçı ırkçı grupların da aralarında bulunduğu Afrosentrist (Afrika merkezci) tarih revizyonistleri ve “woke” olarak tanımlanan –genellikle karşıtları tarafından– solcu liberallerin birlik olup tarihsel gerçekleri fikirlerine göre eğip bükmelerinin uç bir örneği siyahi Kleopatra…

Tarihsel gerçeklerden kopuk bazı uç Afrosentristler, Avrupa ve Akdeniz tarihinin önemli figürlerini siyahi Afrikalı ilan ediyorlar. Mağdurlardan bazıları Hannibal Barca, Septimius Severus, Kleopatra…

Bu tarih revizyonizmi Afrosentristlerle başlamadı tabii… Batı Avrupa sömürgeciliğinin doruk noktasına ulaştığı XIX. yüzyılın ikinci yarısında dünyanın herhangi bir yerinde bulunan en ufak bir sanatsal değere sahip yapıtta, her işlemeli çömleğin altında sözde “Aryan ırk” aranır olmuştu. Ne de olsa “beyaz adam”dan başkası gelişmiş bir kültüre sahip olamazdı. Beyazdan kasıt da sadece Nors-Cermen fenotipine sahip insanlar. Onlardan daha beyaz tene sahip olan Finler de “üstün ve ayrıcalıklı beyaz adam” değildi bunlara. Neyse ki günümüzde eskisi kadar etkili değil bu beyaz üstünlükçüleri…

Geçtiğimiz yıl İsrailli oyuncu Gal Gadot’un Kleopatra’yı canlandıracağı bir film çekileceği söylenmişti. IMDb sayfasına bakılırsa film şu anda hâlâ yapım öncesi (pre-production) aşamada.

Gal Gadot’un Kleopatra’yı canlandıracağını duyan Afrosentristler adeta ateş püskürmüşlerdi. Aşkenaz Yahudisi kökenli Gadot’un Afrosentristlere göre “siyahi Afrikalı” olan Mısır Kraliçesi Kleopatra’yı canlandıracak olması “beyaza boyama” (whitewashing) ve ırkçılıktı.

Kökeni Balkanların orta yerine dayanan ve aile içi evlilik yapan Makedon Ptolemaios Hanedanı’nın bir üyesi olan Kleopatra’nın siyahi Afrikalı olduğu bir tarih vizyonu…

SON OLARAK…

13 Nisan günü, 1960’lı yıllarda giyim dünyasına mini eteği kazandıran ünlü modacı Mary Quant 93 yaşında yaşamını yitirdi.

Quant’ın yaptığı işe devrim niteliğinde dersek abartmış olmayız. Günümüz koşullarıyla düşünürsek önemini anlayamayabiliriz, ancak o dönem göz önünde bulundurulduğuna büyük bir giyim devrimi yoluyla cinsiyet eşitliği yolunda önemli bir adım atmış olduğu anlaşılıyor.

Yazımı bitirirken Cumhuriyet’e bakayım dedim, manşette Kılıçdaroğlu: “Kurmaylar Konuştu: Hedef Muhafazakar Oyu…”

En iyisi bugünlük bu kadar haber yeter deyip yazıyı noktalamak.

That’s all, folks.

15 Nisan 2023, Gümülcine
C.H.

Bu yazı ilk olarak bu sitede yayınlandı.

1 Comment

  1. Zengin bir birikim, oldukça gerçekçi saptamalar ve en önemlisi de Türkçe’nin ustaca kullanıldığı güzel, akıcı bir anlatım. Zevkle, hayranlıkla okunan yazılar…

Yanıt Yaz

Your email address will not be published.